SENTETİK ORGANİKLER…

Rahmetli İhsan Şengörün, bir yazıma yaptığı yorumunda şöyle demişti:

Organik diye kadınlar pazarını tercih ediyordum, kadıncağız sergiye 3 -5 kg ürün koymuş organik zannediyordum. Oysa halden alınmış malı sergiye az koyup, bittikçe takviye ediyormuş. Şaştım artık pes dedim.”

Buna benzer bir olay da benim başıma gelmişti.

Köy yumurtası diye aldığımız yumurtaların üzerinde seri numaralar vardı.

Nasıl bir köy tavuğuysa artık, numaralı yumurtluyordu.

Malum organik olduğu söylenen her ürün daha çok talep görüyor ve biraz daha pahalıya satılıyor…

Gerek Salı pazarında gerek Çarşamba pazarında, gerçek üretici sayısı çok az.

Rahmetli İhsan Ağabeyin de belirttiği gibi birçoğu halden aldığı ürünleri satan pazarcılar…

Kendi ürettiği sebzeyi, kendi ürettiği meyveyi satan üreticilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Geleneksel çiftçilik neredeyse tamamen terk edildi.

Tarlaların nadasa bırakılması diye bir şey vardı, şimdi kim bırakıyor tarlasını nadasa?

Nasılsa kimyasal gübreler var, ithal tohumlar var, aynı ürünü defalarca ekebilirsiniz.

Toprağın mineralleri gitmiş, toprak bitmiş kimin umurunda.

Her şey kar-zarar hesaplarıyla yapılıyor.

Gıdalarımız çok değişti, sentetik hale geldi.

Gıdayı hafife almayın.

Birçoğu GDO’lu olan bu ürünler hayatımızı, yaşamımızı, sağlığımızı şekillendiriyor.

Alzheimer’den MS’ye, kalp rahatsızlıklarından çeşitli kanser türlerine kadar bugün birçok hastalığın arkasında yediğimiz gıdalar var.

Mesela yumurtalar

Fenni çiftlik yumurtası…

Yemlerle, ilaçlarla raf ömrü uzatılıyor, tek sarılı mı, çift sarılımı olacağına bile müdahale edilebiliyor.

Mesela sütler…

Hormon iğneleriyle, suni tohumlamayla birer süt makinesi haline getirilmiş acayip ineklerden elde ediliyor.

Elmalar…

Portakallar…

Muzlar…

Kimyasal havuzlarda yıkanmadan tezgâha konmuyor.

Sebzelerin, meyvelerin neden daha uzun süre buruşmadan, çürümeden, kurtlanmadan durabildiğini hiç düşündünüz mü?

Ne kadar bol ilaç, o kadar uzun ömür…

O pırıl pırıl parlayan, gününden önce tezgâha konulmuş ürünleri satan pazarcıya -bunlar GDO’lu mu?- diye sorarsanız alacağınız cevap şudur: “Tezgâhın önünü kapama…”

Televizyonda fast-food türü ürünlerin reklamları, çocuklarımızın aklını çeliyor.

Cicili bicili ambalajlarıyla…

Üzerine hediye yapıştırılmış çocuk menüleriyle…

Öyle bir etki altında bırakılıyoruz ki…

O boyalı yoğurtları çocuklarımıza yedirmezsek, asla boyları uzamayacak.

O katkı maddeli sütleri çocuklarımıza içirmezsek, asla zekâları gelişmeyecek.

Doğru beslenme diye bir kavramı unuttuk.

Gıda konusunda bizler bilinçli olmalıyız ki çocuklarımıza da doğruyu öğretebilelim.

Anneler, babalar bu konuyu ihmal etmeyin!

Çünkü kimse sizin sağlığınızı düşünmüyor…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Serdar Topraktepe - Mesaj Gönder

# Her, Bir, çocuk

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ege Gündem Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ege Gündem Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ege Gündem Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ege Gündem Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.