EGE GÜNDEM GAZETESİ

GERÇEK BİR ORMAN ÇOCUĞUNUN HİKÂYESİ

GERÇEK BİR ORMAN ÇOCUĞUNUN HİKÂYESİ
MELİSA GÖNEN
MELİSA GÖNEN( mel8279.gonen@gmail.com )
598 views
25 Kasım 2019 - 3:10

Ailenin temel işlevlerinden olan toplumsallaşma, çocukların topluma adaptasyon ve kültürleşme süreçlerini sağlanabilir kılan sosyalleşme sürecidir. Bizler biyolojik mirasımızın yanına deneyimlerimizi ekerek yaşam tarlamızı yeşillendiririz. Dil öğrenmek için biyolojik yeterliliğin gereksinimi kadar ailemizdeki bireylerin bizlerle olan iletişimi de doğumumuzdan itibaren, sosyalleşmenin temel faktörlerinden olan dil gelişimini basamak basamak geliştirir. Dünyaya gelen bebeklerin çoğunluğu kültürün ve onun değerlerinin aktarımını yapan ailenin iletilerine açık halde büyür. Peki her insan sosyalleşmeye doyduktan sonra mı masadan kalkar? O masaya oturamamış ve doğanın insan tanımaz karakteriyle insan olmanın bilincine varamadan tanışmış insanlar da vardır. Şimdi bir süreliğine yaşamın, yaşamak için değişmez; paha biçilmez ruhundan, yani sosyal bir canlı olmanın konforundan uzaklaşın. Hayalimizde toplumdan ve onun öğretilerinden izole olalım ve 1797 yılına giderek ”Aveyron’un vahşi çocuğu”nutanıyalım.
Ormanda yetişmiş vahşi bir çocuğun hayatını anlatan filmleri izlemiş ya da kitapları okumuşsunuzdur; şimdi okumakta olduğunuz ise gerçek bir hayat hikâyesidir. Sonuna kadar okumanız dileğimle…


1797 yılında Fransa’nın ormanlık bir alanında Lacaune adlı köyün yakınlarında küçük bir erkek çocuğu bulunuyor. Üstü başı adeta ormanın izlerini taşıyan bu çocuk çıplak ve toz içindeki vücudu; bir hayli ilginç ve vahşi hareketleriyle köylülerin ilgisini çekiyor. Daha sonra bulduğu ilk fırsatta köyden kaçan çocuk vahşi hayatının kaynağına geri dönmeyi daha konforlu buluyor belki de. Çünkü insanlarla daha önce iletişim kurduğu bilinmeyen çocuğun anladığı tek dilin kendi ülkesi olan ormanın dili olması muhtemeldi. Devam edecek olursak çocuğun bir yıl sonra üç kişi tarafından aynı bölgede yakalandığını söylemem gerekecek; çünkü vahşi çocuğun inanılmaz yaşamı bu noktadan sonra çözümleniyor. Çocuk sosyal bağlarla ilk kez bu noktada yakınlaşıyor. Bir yıl sonra bulunduktan sonra bir eve götürülüp bir hafta bakımı sağlanıyor. Yemek yediriliyor, banyo yaptırılıyor…Ancak çocuk yeniden kaçıyor. Bu seferki kaçışından sonra çocuk arada bir tekrar ortaya çıkıyor. Ortaya çıkmasına en büyük neden yiyecek bulma ihtiyacı için köylülerin evine gelmesi gösteriliyor. Çocuk temel ihtiyacı olan yemek yemeği karşıladıktan sonra ormana dönüyor.
1800 yılında çok soğuk bir kış gününde çocuk tekrar yakalanıyor ve bir daha asla vahşi doğaya bırakılmıyor. Bakımını köylüler üstleniyor. Çocuk asla iki ayak üzerinde durmaya alışkın olmadığından ve konuşamayıp aksine değişik sesler çıkardığından Napolyon’un kardeşi LucienBonaparte çocuğun eğitilmesini ve incelenmesini istiyor. İnceleme yapan uzmanlar çocuğun on iki yaşlarında olduğu kanısına varıyorlar ve çocuğa “Victor” ismi veriliyor. Dönemin ünlü doktor ve eğitmenlerinden olan Jean MarcGaspartItard çocuğun ne öğrenebileceğini belirlemekle ilgileniyor. Çocuğa kelimeler öğretmek için bazı çalışmalarda bulunuyor ve ilerlemesini kaydediyor. Victor ile yaptığı çalışmaların kapsamı sonucunda Itard, gelişimsel gecikme eğitiminde yeni bir çığır açıyor.


Sıcak ve soğuk ayrımını yapamayan, ağrı eşiği olmayan ve doğadaki sesler haricindekilere duyarlı olmayan, uyumak ve yemek yemek dışında pek bir şeyle ilgilenmeyen ama çevresine karşı sürekli tetikte olan Victor dikkatini bir türlü toplayamamasına rağmen eğitimine devam ediliyor. Çocuğun eğitiminde dönüm noktası haline gelen sıcak soğuk ayrımı ile kıyafet giymek konusunda daha istekli oluyor; sarılmak gibi durumlardan keyif almaya ve bazı ilişkilerin sonucunda duygularını daha güçlü bir şekilde ifade etmeye başlıyor.
Ne var ki beş yıl süren eğitimin ardından çok az başarılı oluyor yani bazı kelimeleri anlayıp ayırt edebiliyor. Hiçbir zaman konuşamıyor insanlarla kurduğu iletişim sayesinde empati sahibi oluyor. Sonuçta toplam 6 yıllık eğitimin ardından doktoru pes ediyor ve eğitimi bitiriyor.
Kırk yaşına kadar sessiz sedasız yaşayarak 1828’de ölen Victor’un hikâyesi böylece tamamlanıyor. Onun hikâyesi üzerine birçok teori ortaya konuyor. Yazının başındaki ifadelerimle aynı çerçevede değerlendirilebilecek bir sonuç ise şudur: Dil eğitimlerinde “kritik süreç” denen bir zamanın bulunma ihtimali olduğudur. Bu belli bir yaştan sonra dile hiçbir zaman maruz kalmamış bir insana dili öğretmeyi başaramayacağımıza dair bir teoridir. Bu hikaye üzerine bilim birçok yorum yapsa da akıllarda kalan ve cevabı tahminlerle sınırlı kalmış bir soru vardır, o da: Çocuğun doğaya kaç yaşında bırakıldığı ve nasıl sağ kalabildiğidir?

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

UA-76219985-1