EGE GÜNDEM GAZETESİ

Atilla Sertel, “Günümüz Türkiyesi’nde Basın Özgürlüğünden Söz Edilemez”

Atilla Sertel, “Günümüz Türkiyesi’nde Basın Özgürlüğünden Söz Edilemez”
96 views
27 Mart 2016 - 19:43

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin yetiştirdiği Türk Edebiyatının önemli yazarlarından Ahmet Yorulmaz’ın ölümünün 2. Yıldönümü, Ayvalık Belediyesi’nin katkılarıyla Ayvalık Kent Konseyi tarafından İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir anma töreniyle gerçekleştirildi. Törene katılan Türkiye Gazeteciler Federasyonu Eski Başkanı ve CHP Milletvekili Atilla Sertel’in konuşmacı olarak katıldığı söyleşi ile süren etkinlikte ‘Türkiye’de Basın Özgürlüğü’ masaya yatırıldı.

Anma etkinliği; Ayvalık Kent Konseyi Başkanı Ahmet Üzgeç’in, Ayvalık Belediye Başkan Yardımcısı Gökay Bacan, Belediye Meclis Üyeleri Ufuk Ova, Dilek Saraçoğlu, CHP Ayvalık İlçe Başkanı Ahmet Toker, Salman Kayran, Küçükköy’ün Eski Belediye Başkanı Mesut Ergin ve çok sayıda vatandaşa ‘hoş geldiniz’ konuşmasıyla başladı.

Ayvalıklı genç Şair Turgut Baygın’ın Ahmet Yorulmaz’ı anlatan duygusal konuşmasının ardından, Ayvalık Kent Konseyi Gençlik Meclisi Üyelerinden Serkan Kibar’ın hazırladığı sinevizyon gösterimi ile süren etkinlikte konuşan katılan Türkiye Gazeteciler Federasyonu Eski Başkanı ve CHP Milletvekili Atilla Sertel, Ayvalıklı yazar Yorulmaz’ın yerinin kolay doldurulmayacak önemli bir edebiyat aşığı olduğunu vurguladı.

Ayvalık’ı Gezerken, Savaşın Çocukları, Kuşaklar gibi önemli eserleri Türk Edebiyatına kazandıran çevirmen ve ilçede ‘Kitapçı Ahmet’ olarak nitelendirdiği Ahmet Yorulmaz’ı saygıyla anan Atilla Sertel, ilçe halkına kitap okumayı sevdiren yazarın Ayvalıklılar tarafından kolay unutulmayacak bir insan olduğunu söyledi.

DSC_6807

“BASIN SORGULAMALIDIR”

Son günlerde Türkiye’de yaşanılan toplumsal olayların hemen akabinde basına yayın yasağının getirildiğini hatırlatan Sertel, “Bu yayın yasaklarının bir kısmını anlayabiliriz. Örneğin cinayet olarak nitelendirdiğimiz masum insanlara yönelik terör saldırısı sonrasında kamuoyunun görmesini istemediğimiz, halkı bezginliğe ve yılgınlığa sürükleyebilecek, halkın gerçekten içini karartacak fotoğraf ve görüntülerin yayınlamasına gazetecilik mesleğinin bir mensubu olarak bende karşıyım. Ancak olayın takibi, olayın aydınlatılmasının önüne set çekmek gibi bir anlayışın basın özgürlüğü açısından doğru olmadığını ifade etmek isterim.” dedi.

Terörü yenemeyen, terörle başa çıkamayan iktidarın basın özgürlüğünün önüne yayın yasağı koyarak kısıtlamayı başardığını savunan Atilla Sertel, “İktidar bunu yaparken, ‘Yayınlamayacaksınız. Yayınlarsanız, cezayı yersiniz’ diyor. Oysaki bu yaklaşım şu noktadır; Biz bu terör örgütüne yol açan ve bu terörün sonucunda kaybettiğimiz her insan için üzülmek ve gözyaşı dökmek yerine, terör faaliyetini önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığını sorgulamak zorundayız. Bunu kim yapacak? Bunu İçişleri Bakanlığı yapmıyor. MİT yapmıyor. Hükümet hiç yapmıyor. Çünkü yapmış olsa, çalıntı bir arabayla bomba yerleştirerek ve orada günlerce kalarak sonrada Ankara’nın göbeğinde, Genel Kurmay’ın hemen bitişiğinde, TBMM’nin hemen dibinde,  iyi korunduğunu sandığımız bir bölgede bomba patlatılıyor ve insanlar paramparça oluyor. Bu ve bu tip olaylardan iktidar, kendi düşüncesinin payını almadığı gibi sadece medyanın bu konudaki sorgu ve araştırmasının önüne set çekiyor.” İfadelerini kullandı.

protokol

 

“MEDYA’NIN ASRİ GÖREVİ KAMUYA OLAN SORUMLULUĞUDUR”

Gazetecilerin kamuoyunu aydınlatmak zorunda olduğunu belirten Atilla Sertel, “Medya’nın asri görevi kamuya olan sorumluluğudur. Ama bugünün Türkiye’sinde medyanın asri görevi; Cumhurbaşkanına, Başbakana, iktidara bağlılıktır. Yalakalıktır. Kendilerini öyle görüyorlar” dedi.

Soru sormayı unutan, soru sormayı bilmeyen ve soru sorduğunda işinden olacağı tedirginliği içerisinde basın özgürlüğünden söz edebilmek gerçekten günümüz Türkiye’sinde çok traji-komik bir hal almıştır. Bizim medya özgürlüğünden bahsedebilmemiz için normal koşulların olması gerekir. Nedir o normal koşullar? Yasama, Yargı, Yürütme gibi medyanın da gücünün olması lazım. Ama bakıyorsunuz ki; Yasamanın kalmadığı, Yasamanın artık şekilden şekile sokularak; Hakimlerin, Savcıların sürüldüğü, hukukun tanınmadığı, hatta bir karar veren Anayasa Mahkemesi’nin bile, ‘Ben bu kararı tanımıyorum.  Anayasa Mahkemesi de ne oluyor?’ diyen bir yapının iktidar olduğu ülkede; Yasama-Yürütme-Yargı’nın paramparça olduğu bir ülkede medyanın halini, basın özgürlüğü açısından ifade edileme olduğunu söylemek istiyorum.  Bunun en somut örneği, Can Dündar ve Erdem Gül olayında yaşanıyor. Halen daha bu olay bitmiş değil. Çünkü kan davasına dönüştürülmüş durumda. Bunun nedenlerine baktığımız zaman, Cumhurbaşkanının bu olaya bu kadar girmesinin ve bu konuda ısrarcı olup, ‘Basın Özgürlüğü’ diyen Anayasa Mahkemesi’ne direkt olarak saldırmasının altında yatan gerekçe nedir? Çok basit onuda söyleyeyim. IŞİD terör örgütüne silah taşıyan MİT tırlarının yakalanması, bu yakalanmanın belgelenmesi ve bu belgelerin, fotoğraflarıyla, görüntüleriyle yayınlamasıdır” diye konuştu.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

UA-76219985-1