14 Nisan 2018 Cumartesi, 11:56
MELİSA GÖNEN
MELİSA GÖNEN mel8279.gonen@gmail.com Tüm Yazılar

BURDUR GÖLÜ’NÜN SÖZDE KADERİ

Ülkemizin varlıklarının kıymetinin bilinmediğini bir kez daha gözler önüne getirip kelimeler aracılığıyla ülkemiz vatandaşlarına ulaşmak ve sorunlar üzerinde ortak paydada düşünmek adına keşfettiğim bir programı hem sizlere tanıtmak hem de izlediklerimi özetleyerek bilgi paylaşımı yapmak adına bu yazıyı araç olarak kullanmak istedim.

Güven İslamoğlu’nun sunuculuğunu yaptığı “Yeşil Doğa” programını izlemenizi tavsiye ediyorum.Koltuğunuzda otururken ülkemizin doğal kayıplarıyla ve kaybedilmek üzere olan güzellikleriyle yüzleşebilirsiniz.

Ben bu programın “Burdur Gölü ve Türkiye’nin Maldivleri Salda Gölü” başlıklı bölümünü izledim.Bahsetmek istediğim bu bölümü iki yazıda sizlerle paylaşacağım.İlk olarak Burdur Gölünün karşılaştığı kötülükleri ve insan etkinliklerinin sonuçlarını paylaşacağım.

İzlediğim bölümde anlatılan sorun şu Burdur Gölünün kuruması.Şöyle bir soruyla konuya giriş yapılmış : “Burdur Gölü Göller Yöresi’nde yer alıyor.Suyu bol olan bir yerde göller nasıl kuruyor ?” Çok haklı bir soruyla araştırmaya başlanmış diye düşünüyorum.Peki Göller Yöresi dediğimiz bölge neresi ? Göller Yöresi 5 ilimizi kapsayan ve Akdeniz bölgemizin güney kısmında bulunan bir bölgedir.Göller Yöresi Isparta,Burdur,Antalya,Konya,Denizli topraklarına kadar yayılıyor.Çok özel bir bölge olan bu yöreye bizim verdiğimiz zarar çok net bir şekilde açıklanıyor.30 yıl gibi bir sürede 65 gölden 31’ini kurutmuşuz.11’i ise kuruma tehlikesi ile karşı karşıya ve o gölleri sözde “şefkatli elleriyle” iyileştirecek insanlar nedense ortalarda yok.Bu varlıklar kurumak veya bu tehlikeyle yüzleşmek kaderleriymiş gibi kendi hallerine bırakılmışlar.Bu hayatın bize verdiklerine,dünyayı güzelleştiren şeylere karşı olan bu düşmanlığımız neden ? Neden her şeyi sonunu düşünmeden yok etme telaşı içindeyiz ? Neden günü kurtarmanın peşindeyiz ? Doğanın konuşma şansının olmadığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Bizim ona verdiğimiz zararları gelecekte bize karşı püskürtecek olan odur.Unutulmamalı ki dünyadaki varlıklar konuşmak için sadece kelimeleri kullanmaz!
Burdur Gölü adeta geleceğine kavuşmak gelecek kuşakları suyuyla tanıştırmak mavisini göstermek için bizlerden daha çok mücadele veriyor.

Gölü besleyen kaynaklar yanlış kullanılıyor ve göl yenilenip nefes alma şansı bulamıyor.Kaynakların önünün kesilerek barajlar için kullanılması ve kaçak kuyuların kullanımı gölün kurumasının başlıca sebeplerinden.Tarımda sulama amaçlı kullanılan Burdur Gölü son 3 yılda 2 metre daha su seviyesi kaybı yaşamış.Üstelik gölde yaşam mücadelesi veren birçok balık türü mevcut.

Burdur’u besleyen en önemli kaynaklardan biri Bozçay ve üzerinde yaklaşık 9 tane sulama maksatlı gölet veya baraj var.Sanayi atıkları da göle ulaşıyor üstelik kimyasallardan arıtılmadan ve gölün tuzluluk oranıyla beraber doğal kimyasal yapısı bozuluyor.İklimsel bozulmalar ve yaşanan kuraklıklar yüzünden yağmur suyundan da yararlanamıyor gölümüz.Bu bölgede de erozyon kaçınılmaz oluyor ve erezyon karşımıza bir duvar gibi yeniden yeniden çıkıyor.

Peki Burdur’da tarımın içinde olan çiftçilerimiz ne diyor ?
Çiftçiler izlediğim bölümde tarımda yararlanmak için yapılan su çalışmalarının politik olduğuna inanıyorlar.Doğayı korumanın ön planda olmadığını sadece halkın isteklerini gerçekleştirdik diyebilmek için göletlerin ve barajların yapıldığını düşünüyorlar.Çünkü o bölgenin sembollerinden biri haline gelmiş göllerinin eski güzelliği ve büyüklüğü kalmamış.Çiftçiler sulamayı doğa için daha güvenli yollarla gerçekleştirmek istiyorlar.En güvenli ve tasarruflu sulamanın damlama yöntemiyle gerçekleşeceği düşüncesinde olduğumu da eklemek istiyorum.

Bu bölümde konuşmasına yer verilen bir veterinerin düşüncelerini gerçekten sizlerle paylaşmak istediğimden kısaca bahsedeceğim.Yörede yapılan büyükbaş hayvancılığın su ihtiyacının göller tarafından karşılandığından bahsetmiş.Bu konuda çözüm olabilecek nitelikte düşünceleri de var.Yonca ve mısırın hayvanların yiyecek ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir yeri olduğundan bahsetmiş.Bu bitkileri “su canavarı” olarak nitelendiriyor.Anadolu’nun su fakiri olduğunu ve büyükbaş hayvancılık konusunda ısrar edilmemesi gerektiğini belirtiyor.Aromatik bitkilerin(örn:lavanta) su ihtiyaçlarının az olmasından dolayı bu bölgede rahatlıkla yetiştirilebileceğini söylemiş.

Ülkemizi tanımamızın ve her bölgenin iklimine göre tarım politikaları yapmamızın zamanı geldi de geçiyor bile.Farkındalık kelimesini söyle bir iyice kavradıktan sonra geleceğe “doğal” bir şeyler bırakmak için ortak bir amaç doğrultusunda birleştiğimiz zaman” gelecek” kelimesini rahatlıkla ağzımıza alabiliriz ancak şu durumda gelecek kelimesi bize birkaç beden büyük geliyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2016 Powered by MOYWEB