EGE GÜNDEM GAZETESİ

“Hayatımız Bizim, Boşanma Komisyonu Raporunu Tanımıyoruz!”

“Hayatımız Bizim, Boşanma Komisyonu Raporunu Tanımıyoruz!”
18 views
21 Haziran 2016 - 11:42

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde; Bağımsız Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla bir araya gelen kadınlar Cumhuriyet Meydanında toplanarak TBMM Boşanma Komisyonu’nun almış olduğu kararları sert bir dil ile eleştirdi.
Komisyonun almış olmuş olduğu kararla ilgili yalan olarak niteledikleri başlıkları Saniye Özkaya’nın; Türkiye’deki kadınlara ait gerçekleri de Kıymet Atik, Nehir Kahriman ve Nazan Meriç Olgaç’ın dile getirirken, Kadın Cinayetleri Eylem Grubu’nun hazırlamış olduğu ortak basın açıklamasını ise Nebahat Dinler seslendirdi.
Yapılan açıklamada, “Bundan yıllar önce hayatımıza sinsice sızmaya başlayan, iktidarın erkek egemen ve muhafazakar politikaları, bugün gündelik hayatımızı açıkça şekillendirmeye kadar vardı. ‘Kadının görevi çocuk doğurmaktır’ dediler, ‘En az 3 çocuk’ dediler, ‘Kahkaha atmak iffetsizlik’, dediler, ‘Kürtaj katliamdır’ dediler, ‘Kadın mıdır kız mıdır belli değil’ dediler, ‘Eşcinsellik hastalıktır’ dediler, ‘Kızlı erkekli yaşanmaz’ dediler, ‘Tecavüze uğrayan kadın doğursun, devlet bakar’ dediler, ‘Doğum kontrolü ihanet’ dediler, ‘Anne olmak istemeyen kadın yarımdır’ dediler… Yıllarca kadınlar adına konuştular, konuşuyorlar. Biz duymaktan bıktık, onlar ne yapmamız gerektiğini söylemekten bıkmadılar. Ağızlarını her açtıklarında kadınlara hayatı dar ettiler. Her sözleriyle bizi sokaktan, işten, meclisten, okuldan evlere göndermeye çalıştılar. Şimdi de boşanmayın diyorlar, boşanmamızı engellemek için ellerinden gelen ne varsa yapıyorlar. Şiddet yuvası olan evlere bizi mahkûm etmeye çalışıyorlar. Meclis çatısı altında kurulan boşanmaları araştırma komisyonu, kadınlar olarak bugüne dek mücadelemizle kazandığımız tüm hakları gasp etmeyi amaçlıyor. Ama bir şey unutuyorlar: biz canımızı sokakta bulmadık. Eğer hala yaşıyorsak, canımıza kast eden her türlü politikanıza rağmen, savaştan, muhafazakarlıktan, ırkçılıktan beslenen tüm erkek egemen uygulamalarınıza rağmen bizler hala hayattaysak bu, mücadelemiz sayesindedir. Biz, canımızı sokakta bulmadık, ama mücadelemizi sokakta var ettik. Sizden, haklarımıza yöneltilen saldırılarınızdan, canımıza kast eden tehditlerinizden korkmuyoruz! Bizler, öncekilerde olduğu gibi, boşanma komisyonu yoluyla yapmaya çalıştığınızın da farkındayız. Komisyonu tanımıyoruz” denildi.
Açıklamada, komisyonun aldığı ve Ayvalıklı kadınların ‘yalan’ olarak nitelendirdiği maddelerle gerçekler de dile getirildi.
Buna göre; Yalan: Ülkemiz büyük tehdit altında! Toplumumuz çözülüyor, aileler dağılıyor. Yuvayı yapması gereken dişi kuş, ‘okuyacağım’ diye, ‘çalışacağım’ diye, ‘kendi ayaklarım üzerinde duracağım’ diye yuvayı yıkmayı tercih ediyor! Aile kutsaldır, önlenemez şekilde artan boşanma hızına hep birlikte bir dur demenin zamanıdır. Gerçek (kadınlar): Aslında boşanma yalnızca yüzde 1.7 arttı ve evlenenlerin sayısı da daha fazla. Aslında boşanmaların çoğu 16 yıllık evliliklerde yaşanıyor. Yani aslında ancak bunca yıl sonra kadınların canına tak edip ayrılabiliyorlar. Boşanan kadınların yüzde 74’ü kocasından şiddet görüyor mesela. Türkiye’de kadınların güvenliği açısından esas sorun boşanma değil, her gün kocası ya da eski kocası tarafından 3-5 kadının öldürülmesi değil mi? Bir kadının 15-20 yıl boyunca her gün şiddet görerek yaşamak zorunda bırakılması değil mi? Ya ölmemek için bazen öldürmek zorunda kalmamız, bize yönelen bıçağı kapıp kendimizi savunduğumuz için ömrümüzü hapiste çürütmemiz? Sadece yüzde 14’ünü kadınların oluşturduğu ‘meclisimiz’ onca dert varken kafayı boşanmamıza, şiddetten, baskıdan kurtulmayı seçebilmemize mi takmış? Buna karşı biz kadınlar susmuyoruz, sesimizi yükseltiyoruz!” açıklamasında bulunuldu.
Komisyonun; “Aileler yıkılmasın diye danışmanlık hizmeti vermemiz gerek. Hem 1 de yetmez 3 kere: Evlilik sırasında, boşanmadan önce, boşanma sırasında. Yeter ki kadınlarımız güvende olsun, erkeklerimiz mağdur olmasın, çocuklarımızın aileleri dağılmasın. 81 ile aile danışmanlığı merkezi lazım! Aile danışmanlığı için özel hat şart! Böylece hep birlikte esenlik ve huzur içinde yaşayıp, hayırlı nesiller yetiştireceğiz!”şeklindeki maddesini de eleştiren Ayvalıklı kadınlar; “Oh ne âlâ! Biz öldürülüyoruz. Hatta ölmemek için öldürmek zorunda kalıyoruz, siz ne diyorsunuz? Her gün kadınların öldürüldüğü bu ülkede, nüfusun yarısını oluşturan biz kadınlar için sığınak sayısı yetersiz, haberiniz var mı? Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler gereğince 10 bini aşkın nüfuslu yerleşim yerlerine en az bir kadın sığınağı, 50 bini aşkın nüfuslu yerleşim yerlerinde en az bir kadın danışma merkezi ve her 20 bin kadın için bir tecavüz kriz merkezi bulunmalı. Peki var mı? Nerede? Nüfusu 100 bini aşkın çeşitli illerde bile yok. Ama devletimiz o paraları aile danışmanlığı merkezi kurmak için harcasın öyle mi? Kadınların şiddet gördükleri için arayabilecekleri, yalnızca bu iş için ayrılmış bir acil telefon hattı bile yokken aile danışmanlığı hattı açılsın öyle mi? Kadınların can güvenliği yokmuş, ne önemi var – öyle mi? Kadın cinayetleri, kadınlara çocuklara cinsel istismar en çok da sizin ‘huzurlu’ dediğiniz o yuvalarda, evlerde oluyor, çünkü belli ki sizin huzurunuz bizim susmamıza bağlı” dedi.
Komisyonun; “Kadını korumak, aileyi korumak demektir! Kadınların iyiliği için, şiddete maruz kalmamaları için efendim, boşanmayı engelleyeceğiz. Boşanma olmadığında huzur vardır; huzurlu ailede kavga, dövüş olmaz. Siz bayan arkadaşlarımızı tenzih ederek söylüyoruz, bazıları devletimizin kadına yönelik şiddetle mücadele için aldığı önlemleri kötüye kullanıyorlar. Erkeklere haksızlık ediyorlar, iftira atıyorlar. Bizim gücümüzü kullanarak onları evlerinden uzaklaştırıyorlar, erkeklerin kendi mülklerini satmalarını bile engelliyorlar” şeklindeki maddesinin de gerçeğe aykırı olduğunu savunan Ayvalıklı kadınlar, gerçeği ise; “Kadınlar için en iyisini ‘nafaka mağduru erkekler’den, ‘mağdur boşanmış babalar’ platformundan, dinlemiş olan ey komisyon! Bizi dinlemeden bizim adımıza karar vermek de neymiş! Sizin gözünüzde çeyrek de, yarım da, tam da olsak, kendimiz için en iyisini biz biliriz. İyi biliriz. Yeter ki bizi parayla, çocuğumuzla, canımızla tehdit eden, baskı uygulayan erkekler yakamızdan düşsün. Yeter ki devlet onları kollamayı bıraksın. Boşanmaya karar verdiğimiz zaman bizi “kocandır, döver de sever de” diye ikna edecek aile danışmanı değil, erkeklerin bizi öldürmesini engelleyecek mekanizmalar sağlasın. Biz yıllardır mücadele ediyoruz. Şiddetten korunmak adına yasada var olan önleyici ve koruyucu tedbirler bizim kazanımlarımız, bizim haklarımız. Biz bunları etkili bir şekilde uygulatmak için uğraşırken siz bir de bu hakları gasp etmeye çalışıyorsunuz! Şiddetten kurtulmak, kendimizi ve bazen çocuklarımızı korumak için erkekleri evden uzaklaştırmak adına aldığımız tedbir kararlarını delile bağlayarak bizi öldürtmek mi istiyorsunuz? Sizin için yeterli delil nedir mesela? İlla bıçaklanmamız, vurulmamız mı gerek? Bu arada, erkeklerin o satmaya çalıştıkları, kira kontratını bitirmeye çalıştıkları evler bizim evimiz. Tapu, kontrat kimin üstüne olursa olsun! O evin bütün kahrını çektikten sonra bir de boşanmak isteyince, şiddetten kurtulmak isteyince sırf erkekler istedi diye sokakta mı kalalım?! Siz delil delil diyorsunuz ya, bu şarkı da bizden size gelsin!”açıklamasında bulundular.
TBMM Boşanma Komisyonunun “Siz değerli hanımların da iyi anlayacağı üzere, bazı kadınlar nafakayı geçim kapısı olarak görüyor. Bir ömür boyu yatıyorlar. İşte bu, erkeğe şiddettir, onun hakkını yemektir! Halbuki eşitlik bizim için çok önemli. Bayanlar ve erkekler arasında böyle ayrım yapılması hiç doğru değil. Bu mağduriyetin önüne geçmeliyiz. Kadınlarımıza istihdam kursları açıyoruz. Aynı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi nafaka almak yerine kendilerini eğitsinler, meslek edinsinler istiyoruz” şeklindeki düşüncesinin de yalan olduğunu savunan kadınlar, gerçeğin ise; “Hani kadın erkek eşitliği fıtrata tersti? Birden nafakaya gelince mi eşit olduk? Hem 5 çocuk doğur, hem sakın ev işini aksatma, hem evdeki kocaya, çocuğa, yaşlıya, hastaya bak hem de bir yandan boşanınca nafakaya ihtiyacın olmasın – çünkü eşitsin! Almanya’da erkeklerin ücretli ebeveyn izni var mesela – hem de sadece üç gün değil, çünkü çocuk bakmak ortak sorumluluk, haberiniz var mı? Yalnızca nafaka konusundaki düzenlemeyi örnek alırken diğer sayfalara hiç mi göz atmadınız? Zaten bizim ömrümüzden yediklerinizle yükseldiniz, sonra da bize istihdam diye diye ancak takı kursu açıyorsunuz. Hem “annelik görevimizi” aksatmayacağız, hem takı tasarlayıp 5 çocuğa bakarken sizden hiçbir hakkımızı alamayacağız. İstediğiniz gibi kadın olabilmek için esnek çalışacağız, ne güvencemiz ne emeklilik hakkımız olacak. Üstüne üstelik nafaka deyince mağdur olan yine siz! Ama biz mağdur olduğumuza, ‘kusurlu’ olmadığımıza dair size uygun delil sunmalıyız. Verecek olanın gelirine göre hesaplanan nafaka zaten çoğumuz için geçinmeye bile yetmiyor. Yasal olarak vermesi gerektiği halde vermeyenleri saymıyoruz bile! Bu nafakayı almak için işe girmeyiz, kendi ayaklarımız üzerinde durmaya çalışmayız mı sandınız? Kim inanır buna? “ diye sordular.
Komisyonun; “Biz de tabii ki şiddete, tecavüze karşıyız – yanlış anlaşılma olmasın. Tecavüz, şiddet sapkınlıktır. Bunları yapan erkekler hasta ve rehabilite edilmeleri gerekiyor” şeklindeki maddesini de yalan olarak nitelendiren kadınlar; Türkiye’deki gerçeğin ise; “Tutturmuşsunuz bir hastalık. Boşanan kadınların yüzde 74’ü kocalarından şiddet görüyor. Bu erkeklerin tamamı mı ‘hasta’? Eğer hepsi birden ‘hastaysa’, erkek şiddeti ‘hastalık’ değil ‘normal’dir. Sorun olan da normal olmasıdır. Eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dan, Melih Gökçek’e, TBMM İnsan Hakları Komisyonu başkanına çeşitli erkeklerin ‘tecavüze uğrayan kadın doğursun’ diyebilmesidir mesela. Ensar Vakfı’nda sistematik cinsel istismar için ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyebilen birisinin bakan olmasıdır. Aile Bakanı olmasına şaşırmamak lazım tabii. Yıllardır mücadele ettiğimiz toplumsal bir sorunu bireylerin ‘sapkınlıklarına’, ‘hastalıklarına’ indirgemeye çalışıyorsunuz. Erkek şiddetinin rehabilitasyonla değil zihniyetin değişmesiyle çözüme yaklaşacak bir mesele olduğunu göz ardı ediyorsunuz. Siz konuşmayı bırakmadıkça bu şiddet ‘normal’ olmaya, toplumsal bir gerçeklik olmaya devam edecek. Biz bu nedenle kendi hayatlarımıza sahip çıkıyoruz, her gün ve her şekilde çıkmaya da devam edeceğiz” sözleriyle eleştirdiler.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

UA-76219985-1